‘saglık’ kategorisi için Arşiv

Her 5 Kişiden Biri Baş Agrısı Çekiyor…

Pazar, 11 Temmuz 2010

Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Ana Bilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Cengiz Mordeniz, her beş kişiden birinin kronik ağrılardan yakındığını bildirdi.

Mordeniz, Valilik Kültür Merkezi’nde düzenlenen bilgilendirme toplantısında, ağrının tıpdaki gelişmelere rağmen toplumsal bir sorun olmaya devam ettiğini anlattı. Her hastanın ağrıya yanıtının farklı olduğunu belirten Mordeniz, “Kişilik yapısı, geçmişteki deneyimler ağrıya karşı yanıtta önemli rol oynar. Bu nedenle, her hastanın ayrı ayrı ele alınması ve değerlendirilmesi gerekir. 117 çeşit ağrı vardır. Bu kadar çok çeşit ağrının varlığının bilinmesi, ağrı tedavisinin de başlı başına bir dal olarak ele alınmasına yol açmıştır” dedi.

Her insanın ağrı eşiğinin farklı olduğunu anlatan Mordeniz, korku, yalnızlık, uykusuzluk, üzüntü ve depresyon gibi durumların ağrı eşiğini düşürdüğünü bildirdi. Mordeniz, buna karşın kaygıdan uzak bir yaşantının, her şeyin kontrol altına alınmasının verdiği güven, umut ve uykunun ağrı eşiğini yükselttiğini ifade etti.

Ağrı kişiyi toplumdan soyutluyor

Ağrının, kişiyi toplumdan soyutlayan, işinden gücünden alıkoyan ve ailesinden uzaklaştıran toplumsal bir olay olduğunu kaydeden Mordeniz, “Ağrının dünyadaki yıllık iş gücü kaybı yaklaşık 60 milyar dolar. Her 5 kişiden biri kronik ağrıdan yakınıyor. Kronik ağrı çeken insanların sayısı kalp, akciğer, damar ve şeker hastalarının toplamından daha fazladır” diye konuştu.

Mordeniz, şu bilgileri verdi:

“Türkiye’de ise ağrı sıklığı yüzde 63,5′tir. Ağrı çekenlerin yüzde 73,2’sinde bu ağrı 6 aydan uzun süren kronik ağrılardır. Ağrı sıklığı en fazla batıda yüzde 69,6 ve doğuda 69,2 oranındadır. Güneyde ise bu oran 48,5′e kadar düşmektedir. Bu düşüşü güneydeki kentlerde kullanılan acılı ve isotlu gıdalara bağlayabiliriz. Ağrı çeken kadın sayısı erkeklere oranla yüzde 70 daha fazladır. Sosyo-ekonomik durumlara göre ise ağrıyı incelediğimizde, ekonomik düzeyi yüksek kişilerde, ağrı sıklığı azalıyor. Ülkemiz insanlarında en sık görülen ağrı yüzde 26 oranıyla baş ağrısıdır. Bunun dışında yüzde 13,2 bel, yüzde 11,2 de bacak bölgesinde ağrı görülmektedir. Türkiye’de ağrı çekenlerin yüzde 7’si ağrı ile baş etmek için hiç bir yöntem kullanmıyor. Yüzde 23′ü ise sadece ağrı kesici ilaçlar kullanıyor. Ağrı çekenlerin yüzde 58,4′ü doktora giderek, yüzde 15,1 arkadaş tavsiyesiyle, yüzde 7.5′i de eczacıya danışarak ağrı kesici kullanıyor.”

Büyüme Ve Gelişme Geriligi!

Salı, 15 Haziran 2010

Büyüme ve Gelişme geriliği durumu, yetersiz kilo alan, boyu beklendiği gibi uzamayan, boy ve kilo değerleri genellikle 3. persantil çizelgesinin altında olan küçük çocukları tanımlamak üzere kullanılan bir terimdir.

Persantil eğrileri teriminin ne olduğunun kısaca burada açıklanması yararlı olacağı düşüncesindeyim. Bir toplumda bulunan, örneğin 10.000 çocuğun doğumdan itibaren takibe alınarak aylık boy, kilo, baş ve göğüs çevresi artışlarının izlendiğini kabul edelim. (Bu değerlerden sıklıkla boy ve kilo üzerinde durulmaktadır.) Örneklenen çocukların izlenmesi sonucunda elde edilen verilerin grafiklere işlenmesi ile zamana karşı boy ve kilo artış eğrileri oluşacaktır. Bu değerlerin en küçük ve en büyük % 3 lük grubunu tasnif dışı olarak kabul edersek 3 ila 97 arasındakiler normal kabul edilecektir. 50. persantil eğrisi toplumun ortalama değerlerini verirken, bu eğrinin alt ve üst değerlere doğru yayılımı giderek azalacaktır. 3. persantil eğrisinin altında olan çocuklar da gerilikten, 97. nin üstünde olanlar için de aşırı büyümeden söz edilebilir.

Ancak persantil durumunun normal çocuklarda oynamalar gösterdiği, birinci ve ikinci yıllarda persantil atlamaları veya düşmeleri olabileceği hatırda bulundurulmalıdır. Büyük oynamalar olmasa da kaymalar olabilir. Örneğin ilk 6-9 ay aralığı 75 persantilin üzerinde olan bir çocuğun 9-18 aylıkken 50 persantile ya da daha aşağıya düşmesi ve bu persantilde kalması gayet sık rastlanan bir durumdur. Persantil düşüşü büyük olduğunda çocuğun ağırlık persantilinin boy ve baş çevresi persantilleri ile karşılaştırılması yararlı olur. Ağırlığın orantısız derecede yüksek bir persantilden boy ve baş çevresi ile oranlı bir persantile düşmesi kaygı yaratmaz. Orantısız derecede düşük bir ağırlığa düşülmesi ise kaygı yaratacak bir durumdur. Normal koşullarda boy olarak 50. persantilde olan bir çocuğun kilo ve baş çevresi olarak da 50. persantilde olması beklenir. Bu durumda dengeli bir büyümeden söz edilebilir.

Gelişme geriliği olan bir çocukta kısa bir süre içinde boy ve baş çevresi persantilleri düşmeden önce ağırlık persantili düşüşü oluşacaktır. Kronik Gelişme Geriliğinde boy persantilide düşecek ancak Gelişme Geriliği şiddetli olmadıkça baş çevresi persantili değişmeyecektir. Gelişme Geriliği boya göre ortalama ağırlığın %80’inden az olması şeklinde tanımlanabilir.

Gelişme geriliğinde ayırıcı tanı ve sık rastlanan bazı nedenler :

Organik Olmayan – Psikososyal Büyüme-Gelişme Geriliği : Anne-Çocuk etkileşiminin zayıflığı, beslenme yönteminin yetersizliği, annenin psikolojik rahatsızlığı olması, annede alışılmamış beslenme inançları, mama hazırlama hataları, duygusal çöküntü, cücelik, çocuk ihmali gibi durumlar sonucunda oluşur. Uygun koşullar sağlandığında hızlı bir şekilde düzelme görülür.

Organik Olan Nedenler

Emememe, yutamama, emzirememe : Psikomotor retardasyon, nöromüsküler hastalıklar

Sindirme emilim bozukluğu : Kistik Fibrozis, Çölyak hastalığı, Bazı sendromlar, kronik ishal

Kötü beslenme : Böbrek yetersizliği, renal tübüler asidoz, doğumsal metabolizma bozuklukları

Kusma : Kafa içinde tümör, enfeksiyon, basınç artışı, metabolik toksin ( doğumsal amino ve organik asit metabolizma bozuklukları), bağırsak tıkanıklığı

Metabolizma hızının artması : Kronik hastalıklar ( kalp yetersizliği), kanser, yanıklar, immün yetersizlikler, kronik enfeksiyon hastalıkları,

Büyüme potansiyelinin azalması : Kromozom hastalıkları, primodormal cücelik, fetal alkol sendromu.

Çocukluk çağında nerede ise tüm kronik ve/veya ciddi durumlar gelişme geriliğine neden olabilir.

Erken bebeklik çağında en sık rastlanan Gelişme Geriliği nedeni beslenme güçlükleridir. Bunların arasında emzirmeme, yetersiz sıklık ya da az miktarda besleme ve mama hazırlama hataları yer alır. Herhangi bir yaştaki yetersiz kalorili diyet, bakıcıların bilgisizliğine ve ihmaline bağlı olabilir. Ayrıca bir çok bakıcı ve bazen çocukların kendisinin düzensiz bakım uygulamalarından da kaynaklanabilir. Diyet öyküleri özellikle çok sayıda bakıcı bulunduğu zaman günlük diyet uygulamaları ile çakışmaz. Yeterli bir anne bile tüm bakıcılar ayrıntılı günce tutmadıkça çocuğun günlük gıda tüketimini bilmeyebilir. Hastaneye yatırılan gelişme geriliği çocuklar arasında çevresel ve organik nedenlerin oranı çevresel nedenler lehinedir. Çevresel neden tanısı bakıcı çocuk etkileşimlerinin gözlenmesine ve önemli erişkinlerden olanak varsa çocuktan öykü alınmasına dayandırılmalıdır. Organik olmayan gelişme geriliği ile sık olarak ilişki gösteren durumları arasında doğum sonrası depresyon; annede önemli bir kayba bağlı depresyon ( eş ya da ana baba); çok stresli ve az miktarda sosyal destekli sosyal çevre; düşmanca, reddedici ya da ilgisiz bakıcı çocuk iletişim biçimleri bulunur.

Öykü ve gözlem Gelişme Geriliği tanısal değerlendirilmesinin en önemli yönleridir. Olanak varsa önemli bakıcıların çocukla ve kendi aralarındaki tavır ve etkileşimleri gözlenmeli ya da öyküyle öğrenilmelidir. Çocuk ya da kardeşlerinde davranış sorunları bulunması ( örneğin : aşırı ağlama, disiplin sorunları, uyku bozuklukları ve beslenme sorunları) sıklıkla aile sorunları ile ilişkilidir. Çevresel yoksunluk sonucu oluşan gelişme geriliği çocuklarda ki klinik belirtiler arasında minimum, gülüş seslenme azalması, kucaklanmaya direnç gösterme ve ritmik davranışlarla kendi kendini uyarmanın eşlik ettiği “ donuk izleyicilik” durumu bulunur.

Dikkatli öykü ve fizik muayene ile özgül tanı süreçlerini düşündüren bir neden ya da ipucu elde edilmezse testlerle bir neden saptanma olasılığı çok düşüktür. Sebebi bilinmeyen Gelişme geriliği nedeniyle Eğitim hastanelerine yatırılan çocukların incelendiği bir çalışmada hastanede yatış sırasında yapılan testlerin %2 sinden azı tanıya katkıda bulundu ve pozitif testlerin hepsi ilk öykü ve fizik muayenede saptanan pozitif bulguyla ilişkiliydi. Yine de bir iki tarama testi yapılması standart bir işlemdir. Tam kan sayımı, idrar incelemesi, serum elektrolitleri ve belki sedimentasyon, kalsiyum, troksin, tiroid stimulan hormon. Sindirim sistemi sorunları olsa bile dışkı kültürü, PH, indirgeyen madde testi yapılması gereklidir

Sebebi bilinmeyen Gelişme geriliğinde sık uygulanan bir yaklaşım evde sorunu çözmek için yaklaşımların başarısız kalması üzerine çocuğun hastaneye yatırılması ve yeterli kalori alımı sağlandıktan sonra kilo alışının kontrol edilmesidir. Çocuk kilo alırsa organik olmayan Gelişme geriliği tanısı konur ve taburcu olduktan sonra çocuğun beslenmesi ve çevresi izlenir ve desteklenir. Çocuk kilo almazsa organik neden araştırılması derinleştirilir. Bununla birlikte çevresel ve organik faktörler birlikte bulunabilir. Çocukların da kronik hastalık bulunan ailelerin karşılaştıkları yoğun çevresel stres çocuğun beslenmesini ve psikolojik bakımının yeterliliğini etkileyebilir. Ayrıca, organik olamayan Gelişme Geriliği bulunan hastanede yabancı ve tehdit edici çevreye karşı gösterdikleri ters tepki ve yetersiz bile olsa ana-baba’dan ayrılmış olmaları nedeni ile kilo almayabilirler.

Son olarak organik olmayan Gelişme Geriliği bulunan çocuklarda beslenme eksikliği, alışılmamış diyetler ve belki strese verilen nöro-endokrin tepkilere bağlı fiziksel belirti ve bulgular bulunabilir.

Tıp Fakültelerinin ve Eğitim Hastanelerinin Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı içersinde Büyüme – Gelişme Klinikleri bulunmaktadır. Çocukların, erişkinlerden ayrıldıkları, belki de Çocuk Hekimliğinin en can alıcı noktası bu konudur. Onun için yukarıda bu konu hakkında kısaca bilgi verilmek istenmiştir. Zira bu konu içersinde bir çok detayı içermektedir.

Çocuklarda Şaşılık Ve Göz Tembelligi…

Salı, 15 Haziran 2010

Gözlerin görme eksenlerinin paralelliğin bozulmasına şaşılık denir. Her iki gözden birisi ya da ikisi birden bakılan objeye odaklanamaz. Strabismus denilen bu duruma göz kürelerinin hareketini sağlayan adalelerin kusuru neden olmaktadır. Altı grup adale göz kürelerinin her türlü devinimi yapmasını sağlar. Bu adalelerden bazılarının görevini yapamaması sonucunda göz sağlam olan adale tarafından kendi yönüne doğru çekilir. Bu nedenle kayan göz küresinin baktığı taraf sorunlu olan değil sağlam adale grubudur.

Şaşılıkların bir bölümü, özellikle bebeklerde daha fazla görülen çeşidi gerçek şaşılık değil, yalancı kaymadır. Bu yalancı şaşılıkların nedenleri göz kapaklarının ve göz kürelerinin yapısı veya optik eksenlerden birinin düzensizliği nedeniyle ortaya çıkan yanıltıcı bir görünümdür. Bu durumun tam olarak aydınlatılabilmesi için mutlaka bir göz muayenesi yapılmalıdır.

Şaşılıkların bazıları ise her zaman kolaylıkla anlaşılmaz. Bunlar gizli şaşılık olarak da adlandırılabilir. Bilgisayar monitörüne, televizyona uzun süreli bakma sonucunda, okuma gibi uğraşlar sırasında göz yorgunluğu, baş ağrısı, çift görme, bulanık görme ve okuma zorluğu gibi şikayetler ile kendini gösterir.

Şaşılığın meydana gelmesinde ailesel kalıtım, geçirilmiş ateşli hastalık, kafa travması, zeka geriliği, göz kaslarının doğumsal anormallikleri, görmeyi bozan göz hastalıkları (katarakt, göz tümörleri gibi), gözlük gerektiren kırma kusurları etkili olabilir. Hamilelik döneminde ve doğum esnasında yaşanılanlar, çocukluk döneminde geçirilen hastalıklar ve havale gibi durumlar da şaşılık için risk faktörü oluşturabilirler.

Doğuştan olan kaymalar genellikle gözlük gerektirmeyen, erken dönemde (6 ay – 2 yaş) ameliyat edilmesi gereken kaymalardır. Kaymaların büyük çoğunluğu ise 2-3 yaş civarında ortaya çıkar ve genellikle gözlükle tam olarak düzelebilir. Gözlük takıldığı halde düzelmeyen kaymalara ise ameliyat gerekebilir.

Erişkin yaşında ortaya çıkan şaşılıklar, göz hareketlerini yöneten sinirlerde çeşitli sebeplerle (travma, diabet, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, çeşitli enfeksiyonlar, tümörler veya zehirlenmeler) meydana gelen felçlerden kaynaklanabilir. Öncelikle nedene yönelik tedavi yapılmalıdır. Genellikle çift görme şikayetinin de olduğu bu kaymalarda belirli bir süreyi takiben cerrahi gerekebilir.

GÖZ TEMBELLİĞİ

Çocukluk çağı kaymalarındaki en önemli problem, genellikle tek bir gözün kayması nedeniyle ortaya çıkan göz tembelliğidir. Çeşitli kırma kusurları ve görmeyi bozan göz hastalıkları da göz tembelliğine sebep olabilir. Göz tembelliği en basit tanımıyla bir gözün az görmesidir. Görüntünün net oluşmaması sonucu beyindeki görme merkezi fonksiyonunu tam olarak yerine getiremez. Tedaviye ne kadar erken başlanırsa başarı şansı o kadar yükselir. Çünkü 7 – 8 YAŞLARINDAN SONRA GÖZ TEMBELLİĞİNİN TEDAVİSİ ÇOĞU ZAMAN OLANAKSIZDIR.

Erken teşhis edilen göz tembelliğinin tedavisi oldukça basittir. Tedavide iyi gören göz belirli zamanlarda kapatılarak tembel gözün çalıştırılması en sık kullanılan yöntemdir. Göz tembelliğinin tedavisinde cerrahinin yeri yoktur.

Şaşılık sadece estetik bir kusur değildir. Tedavide amaç estetik düzeltmeden ziyade, iki gözle fonksiyonel görmeyi sağlamaktır. Tedaviye erken başlanması göz tembelliğinin önlenmesi ve 3 boyutlu görmenin sağlanmasında önemlidir.

Bu nedenle şaşılık şüphesi olan her çocuğun belirli bir yaşa gelmesi beklenmeden göz hekimine götürülmesi gerekir.

Tedavide gözlük camları, prizmalar, göz damlaları, göz egzersizleri, kontakt lensler, göz kapamaları ve şaşılık ameliyatları uygulanır.

Şaşılık ameliyatları çoğunlukla genel anestezi altında gerçekleştirilir. Ameliyatların temel prensibi göz küresine yapışık kasların kuvvetinin azaltılması yada arttırılması veya yerlerinin değiştirilmesi esasına dayanır.

Bebeklerin Dış Çıkarma Dönemi!

Salı, 15 Haziran 2010

Bebeğin dişlerinin çıkması da aslında büyüdüğünün, geliştiğinin ifadesidir ve bizi mutlu eder. Oysa aynı durum huzursuz, iştahsız günlere neden oldugunda anneleri sıkıntıya soksa da bunların olması tamamen normaldir ve hepsi geçecektir.

İlk dişler, altıncı aydan itibaren çıkmaya başlar
Her ne kadar ilk diş genelde 6. aydan, hatta bazen bir yaştan sonra çıksa da, 2. aydan itibaren görülmesi de mümkündür. Ender olarak bazen bebekler bir veya daha fazla diş ile doğabilirler. Çok sallanıyorlarsa bunların çekilmesi gerekebilir çünkü onları yutma olasılığı vardır veya emzirme esnasında sorun teşkil edebilirler. Genelde ilk çıkan diş ön taraftandır. Diş, diş etine yaklaştıkça o bölgede kızarıklık, şişlik, hassasiyet görülebilir. Hatta bazen dişin çıkacağı bölgede ufak sıvı ile dolu bir oluşum da gelişebilir. Bu kistik yapılar genelde zararsızdır ve özel bir girişime gerek yoktur. 20 adet süt dişlerinin tamamının çıkması genelde üç yaşına doğru olur. Kalıcı dişler altı yaş civarında çıkar. Bazı dişler çıkarken diğerlerine kıyasla daha ağrılı olabilir. İlk çıkan diş bazen en kötüsü olabilir. Bazen daha büyük azı dişleri de sorun çıkartabilir. Bir anda birden fazla dişin çıkması da mümkündür.

Bebeğiniz diş çıkarırken karşılaşacağınız belirtiler
Birçok çocuk diş çıkarırken hiçbir sorun yaşamazken bazıları önemli derecede sıkıntı çekebilirler. Genelde diş çıkarma ile ilgili ağrı dalgalanma şeklinde gelir, gider ve başladıktan sonra birkaç dakika içinde geçer.

Diş çıkarma esnasında aşağıdaki belirtiler oluşabilir
• Artan tükrük
• Uyku düzensizliği
• İştahsızlık
• Gelen giden huzursuzluk
• Ellerini ısırması
• Ağız çevresinde hafif döküntü

Diş çıkarma ile ilgili olduğu henüz ispatlanmamış belirtiler
• Ateş
• İshal
• Sürekli huzursuzluk
• Vücutta cilt döküntüsü

Ne zaman doktora başvurmalısınız?
Diş çıkarma çok olağan bir durum olduğundan ve ateş, ishal huzursuzluk da sık görüldüğünden, birçok zaman aynı dönemde karşımıza çıkabilirler. Diş çıkarma bu belirtilere neden olmayabilir. Başka bir hastalığın ateş, ishal ve huzursuzluğa neden olması daha olasıdır. Bu veya sizi endişelendiren başka belirtiler söz konusu olursa doktorunuza başvurmanızda fayda vardır. Yalnızca diş çıkarmadan kaynaklandığını hemen varsaymayın. Diş hekimine normal kontrol için başvuru birinci yaş sonrası olabilir.

Evde uygulanabilcek basit ve faydalı öneriler
1. Sıkıntı çeken bebeğinizin diş etine hafif basınç uygularsanız genelde rahatlar. Bu nedenle ellerinizi yıkadıktan sonra parmağınızı o bölgeye hafifçe bastırmanız veya temiz bir bezi ısırmasına izin vermeniz uygun olacaktır.

2. Eğer sizce ağrı iştahsızlığa yol açıyorsa, bazen beslerken farklı bir biberon ucu veya ağızlı bardak kullanmanız onun daha rahat beslenmesine zemin sağlayabilir.

3. Soğuk nesneler diş etindeki kızarıklık ve şişliği azaltabilir. Bu nedenle tecrübeli ebeveynler temiz, dondurulmuş bezleri kullanırlar. Aynı zamanda su içeren dişlikler de vardır ve buzdolabında soğutularak kullanılırlar. Bununla birlikte diş etlerine uzun süreli aşırı soğuk uygulama önerilmez. Unutmayın, bebeğinizin boğulmasına neden olabilecek herhangi bir şeyi ağzına götürmesine izin vermeyin.

Ağrı kesicilerin kullanılması
Kullanılmaması tercih edilen, ihtiyaç duyulduğunda doktorunuzun önerdiği şekilde bebeğinizin diş etlerini rahatlatmak amacıyla aşağıdaki gibi ağrı kesiciler kullanabilirsiniz.

Diş etlerine sürülen ilaçlar: Eczaneden alabileceğiniz bazı ilaçlar ağrı kesmek amacıyla doğrudan diş etlerinin üstüne sürülebilir. Diş etlerini belirli bir süre için uyuşturan maddeler içerirler. Kısa süreler için yardımcı olabilirler, ancak bazı çocuklar bunların tat veya yarattığı etkiyi beğenmeyebilirler. Bu ilaçların boğazına deymemesini sağlamak önemlidir çünkü o bölgenin uyuşması öğürme refleksini hafifletebilir ve yemeklerin akciğerlere kaçmasına neden olabilir.

Ağız yoluyla alınan ağrı kesiciler: Parasetamol veya ibuprofen içeren ilaçlar ağrının azaltılmasında faydalı olabilirler. Bunlar daha önce bahsettiğimiz yöntemler denendikten sonra birkaç kez verilebilir. Diş çıkarırken çok ilaç kullanmamak daha uygundur. Çünkü altta yatan başka bir hastalığın yarattığı ateşi düşürebileceğinden sizi ve doktorunuzu o hastalıktan habersiz bırakabilir.

Daha önce bahsettiğimiz gibi diş çıkarmak normaldir. Bu nedenle bundan doğabilecek sorunlara geniş bir bakış açısıyla yaklaşın. Çoğu bebek ve çocuklarda eninde sonunda 20 süt dişi çıkar, daha sonra bu dişler düşer ve yerine 32 kalıcı diş gelir.

Çocuklarda Kekeleme ve Öneriler…

Salı, 15 Haziran 2010

 
Konuşma esnasında konuşmanın düzenli bir şekilde ilerlemesini bozan duraklama, bazı ses ve sözcükleri yineleme ya da bir heceyi uzatarak söyleme ile giden ve bazı kişilerde sosyal ortamlardan kaçınmaya yol açıp, kaygı ve üzüntü konusu olan bir bozukluktur.

Aile içi gerilim düzeylerinin yüksek olması ve ortak bir özellik seklinde bu gerilimin nefes borusu ve ses tellerine iletilmesi ile ilişkili olabildiği ya da beyindeki konuşma merkezi ile ilişkisi olduğu yönünde düşünceler bulunmaktadır. Çocuklukta yaşanan endişe , gerilim ve korkuların da etkilerinin olduğu düşünülmektedir. Hastaların % 40-60 kadarında ailelerinde kekemelik öyküsüne rastlanmıştır.

Toplumda % 3 oranında görülmektedir. Çocuklarda genellikle ailedeki daha küçük çocuklarda görülmektedir. Erkeklerde kadınlara göre 3-4 kat daha çok görülmektedir. En çok 2-7 yas arasında görülmekte olup, ortalama başlangıç yası 5 yas civarıdır.

Ailenin çocuğun kekemeliğine dikkat çekmemesi gerekir . Çocuk kekelemeye başladığında sanki normal konuşuyormuş gibi davranmak önemli bir noktadır .Eğer dikkat çekerse , uyarırsa çocuğun sıkıntısı daha da artar , bu da konuşmanın daha da bozulmasına neden olur. Genelde 2-4 yaşları arasında olan kekemelik normal olarak karşılanır . Kekemeliğin %90 geçici olmakla beraber %10 kadarı kalıcı olabilir . Kekemelik 1-2 aydan uzun sürerse anne babaların zaman kaybetmeden çocuklarını çocuk psikiyatrisine getirmeleri gerekir.

KEKEME ÇOCUKLARIN ANNE VE BABALARINA YÖNELİK ÖNERİLER

- Bazı çocuklarda görülen irkilme, tutulma, tekrar veya uzatma şeklindeki hafif konuşma özürlerini kekemelik ve çocuğunuzu da kekeme olarak nitelemeyiniz. Çünkü siz ona kekeme derseniz oda kendini kekeme olarak görmeye başlar. Oysaki öyle nitelenmezse çocuk kendiliğinden bu devreyi tehlikesizce anlatabilir.

- Çocuğun konuşması üzerine aşırı titizlik göstermeyiniz.

- Çocuk konuşurken sakin dinleyiniz. Endişeden uzak olunuz. Çocuk bir şey söylemek istediğinde aceleye ve telaşa kapışmadan karışmadan, söyleyebileceği kadar zaman veriniz.Konuşmasını kesmeyiniz.Tutulduğunda yardım etmeyiniz.

- Çocuğa hiçbir zaman “dur..,acele etme..,yeniden başla.., önce bir derin nefes al” gibi uyarılarda bulunmayınız.Bütün bunlar onun dikkatini konuşmasında toplayacağından zararlıdır.

- Çocuk konuşurken onun dudak hareketlerine değil gözlerine bakınız.

- Katı disiplinden sakınınız. Alay ve acı şakaları disiplin aracı olarak kullanmayınız. Askerce emirler vermeyiniz. Çocukla içten ilgilenip ona sevgi ve şefkat göstererek güvenini kazanınız

- Çocuğun yanında kusurları hakkında konuşmayınız.

- İleri kekemelik hallerinde çocuğun en az şaşırdığı ve rahatça konuşabildiği durum ve şartları saptayarak bu durum ve şartlarda onu konuşturunuz.

- Çocuk konuşurken onu susturmayınız. Onun adına yardımcı oluyorum diye konuşmayınız. Ona kolay konuşma yolu gösteriyorum zannederek “Yavaş konuş, derin nefes al, ne söyleyeceğini iyi düşün..” gibi öğütlerde bulunmayınız.

- Tutulduğu zaman alay etmeyiniz.

- Yanlış konuştuğunda yada tutulduğunda cezalandırma ile korkutmayınız ve cezalandırmayınız.

- Yorgun ve heyecanlı olduğu zamanlarda konuşmaya zorlamayınız.

- Yavaş konuştuğunda hızlı konuşmaya zorlayan istekte bulunmayınız. Bu davranışlar çocuğunuzun dikkatini konuşması üzerine çeker ve daha çok tutulur.

- Çocuğunuzun mümkün olduğu kadar bedenen sağlıklı olmasına özen gösteriniz. Kekeme çocuk normal çocuktan daha çok dinlemeye ihtiyaç duyar.

- Kekemelik sinirsel bir kökene dayanır. Çocuğun mümkün olduğu kadar sinirlenmemesi, gergin bir duruma girmemesi gerektir. Bu nedenle evdeki geçimsizlik ve gergin havadan uzak olmasını sağlayınız. Tartışmalarınızın ondan uzak olmasına dikkat ediniz.

- Ana baba olarak çocuğun kekemeliği karşısında sabırlı olmalısınız. Ona konuşmalarında, sonuna kadar sabır anlayışla dinleyiniz. Karışmayınız, normal konuşuyormuş gibi davranınız.

- Çocuğunuz kekelemeye başlayınca onun dikkatini başka yöne, başka konulara çekme yoluna gidiniz. Ve bunu dikkatle, maksadınızı belli etmeden yapmaya özen gösteriniz.

- Çocuğunuza yaşına uygun öyküler anlatıp, onun size tekrarlamasını sağlayın bu arada küçük şiirler ezberletip söylemesini sağlamakta onu konuşmaya iteklendirir.

- Çocuğunuzu problemin farkında ise onu bu yönden açıklığa kavuşturmak için uygun zamanlarda “konuşurken bazı tekrarlar, irkilmeler,tutulmalar yaptığı fakat bunların önemli olmadığını bunlardan kurtulmasının mümkün olduğunu zaten herkeste buna benzer durumların görüldüğünü” söyleyebilirsiniz.

- Çocuğun değişik alanlardaki ilgisini arttırmak için o etkinliklerden hoşlanır hale getirilmesine çalışınız. Bu ona hem başkalarının öveceği özellikleri kazandırır hem de dikkatini kekemeliğinden başka taraflara kaydırır.

- Çocuğun kendine karşı iyi, olumlu tavır geliştirmesine yardım ediniz. Kendini kekemeliğinden dolayı değersiz gören çocuğunuz bu engeli kolay aşamaz. Çocuğun sahip olduğu iyi özellikler ortaya çıkarılmalı, teşvik edilmelidir.

Ancak, bütün bunların uygulanması yanında geniş bir tolerans ve sabır gerektiğini unutmayınız.

BebekLer İçin İlk Yardım!

Salı, 15 Haziran 2010

Bebekler emekleme dönemlerinde ev kazalarıyla sık sık karşılaşır. Hangi durumda neler yapmalısınız?

Buruna cisim kaçarsa..
Buruna kaçan cisimler çıkarılmaya çalışmadan önce doktora götürülmelidir. Zira üst solunum yollarında alternatif ağız ve diğer burun deliği gibi bölümler açıkken, bilinçsiz müdahale ile daha derine itilebilen yabancı cisimler boğulmaya yol açabilir.

Elektrik çarpmasında..
Elektrik çarpması sırasında kesinlikle bebeğe dokunmayın. Bebeğiniz hala elektrik kaynağıyla temasta olabilir. Bu durumda ona dokunursanız elektrik size de geçer. Mümkünse elektrik kaynağını kapatın. Eğer mümkün değilse, elektrik geçirmeyen plastik veya tahtadan yapılmış bir araç kullanarak elektrik kaynağını bebekten ve kendinizden uzaklaştırın. Bebeği elektrik kaynağından uzaklaştıktan sonra solunumunu ve nabzını kontrol edin. Bebeğiniz baygınlık veya yüzünün solması gibi şok belirtileri gösteriyorsa onu yatırın. Başı gövdesinden biraz alçakta, bacakları ise yukarıda olsun.

Yanıklarda..
Yanıklarda yanan bölgeyi serin suya sokun. Bebek ağrı duymayıncaya kadar yarım saat kadar devam edin. Soğuk uygulamadan sonra hafif dokunmalarla kurulayın. Ağrının uygulamaya rağmen geçmemesi durumunda derhal bir uzmana başvurun.

Yüksek ateş durumunda..
Yüksek ateş altındaki çocuklara ateş düşürücü verildikten sonra ılık su ile banyo yaptırılması gerekir. Soğuk su banyosu, titremeye ve ateşin daha fazla yükselmesine yol açacağı için kesinlikle önerilmez.

Havale geçiriyorsa..
Eğer çocuk havale nöbeti geçiriyorsa, düz bir zemine yan yatırılarak başı hafifçe arkaya eğilip havale durana dek beklenmelidir. Böyle bir durumda çocuğun kusması daha tehlikeli durumlara neden olabilir. Eğer çocuk kusarsa akciğerlerine kusmuk kaçmaması için onu yan yatırmak gerekir.

Kalp-akciğer canlandırması
Kalp-akciğer canlandırması yapılması gereken çocuklarda, bu işlemi eğer eğitimsiz bir kişi yapmaya kalkarsa, çocuğa daha fazla zarar verebilir. Gereksiz yere yapılacak kalp masajı, atmakta olan bir kalbi durdurabilir. Çok çaresiz durumlarda ağızdan ağıza solunum yapılması, büyük olasılıkla hayat kurtarır.

İlaç veya kimyasal madde içerse..
İlaç ya da kimyasal madde içen çocukları asla kusturmaya çalışmayın. Özellikle tuz ruhu gibi yakıcı kimyasallar kusma sırasında ikinci kez yemek borusunu yakarak ve akciğerlere kaçarak daha ciddi sorunlara yol açar. Böyle bir durumda, acil servise gidin ve yanınıza içilen ilaç ya da kimyasal maddelerin kutularını almayı unutmayın.

Boğaza sert cisim kaçarsa..
Besin ya da yabancı bir cismin boğaza kaçması durumunda çocuk şiddetle öksürmeye başladıysa solunum yolları tıkanmamıştır ve öksürerek bu cismi dışarıya atmak istemektedir. Eğer solunum yolları tıkanırsa, soluk alamadığı için dudakları ve tüm cildi morarmaya, solmaya başlar.

Çocuğu, yüzü yere dönecek şekilde ön kolunuza yatırın; baş gövdeye göre daha alçak tutulmalıdır. Elinizin içiyle el bileği arasını kullanarak omuzları arasında beş kez kuvvetlice vurun. Çocuğun yüzünü yukarıya çevirerek göğüs kemiği üzerine üç parmağınızla şiddetli basılar yapın. Tekrar yüzünü aşağıya çevirerek aynı hareketleri yabancı cisim çıkana ve çocuk nefes almaya başlayana kadar tekrarlayın.

Asla parmağınızı çocuğun ağzına sokarak yuttuğunu çıkartmaya çalışmayın. Bu hareket, solunum yollarının tamamen tıkanmasına ve hayati tehlikeye yol açabilir.

Acil durum öncesinde önlem almak için:

* Büyüme ve gelişmesi sürmekte olan çocuğun düzenli olarak bir çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı tarafından izlenmesini sağlayın. Böylece birçok hastalık ağır ve acil durumlara yol açmadan başlangıçta kolaylıkla tedavi edilebilir.
* Aşı programını eksiksiz olarak uygulayın.
* Çocuklar büyüklerinden gördükleri her şeyi taklit etmek ister. Bu nedenle onların önünde ilaç içmekten, baş ağrısı, karın ağrısı gibi şikayetleri dile getirmekten kaçının.
* Evde kullanılan çamaşır suyu, kezzap, lavabo açıcı gibi temizlik malzemelerini açıkta bırakmayın ve bardak plastik şişe gibi ambalajlara koymayın.
* Tüm elektrik prizlerini uygun şekilde kapatın.
* Otomobillerde 12 yaşından küçük çocukları asla ön koltukta oturtmayın ve uygun otomobil koltuklarında kemerin bağlanmış olmasına dikkat edin.
* Spor yaralanmalarına karşı özellikle bisiklet ve kay kaya binerken uygun başlıklar ve dizleri koruyucu giysiler giydirin.
* Acil durumlarda mali sorunların yaşanmaması için; çocukların özel ya da resmi sağlık sigortalarının bulunmasını sağlayın.
* Çocuğunuzu bilinçlendirin. Okula giden her çocuğun anne ve babasının adını söyleyebilmesini, evinin adresini tarif edebilmesini, hatta telefon edebilmesini sağlayın.

Çocuklarda Vitamin Eksikligi!

Salı, 15 Haziran 2010

A,D,E,K vitaminleri yagda ; diger vitaminler suda çözünürler. Vitamin eksikligi ortaya çikmadan önce bazi belirtiler verir.Bu belirtilerin iyi degerlendirilerek eksikligin yerine konmasi için vitamin takviyesi yapilmalidir.

A VITAMINI
Kilo alamama, boyun uzamamasi, gözün parlakligini yitirerek asiri kurumasi, gözyasinin yetersiz salgilanmasi, kuru ve pullanmis deri, halk arasinda tavuk karasi diye adlandirilan gece körlügü( serum düzeyi 20µg/dl altinda olursa) görülür.
Tedavisinde A vitamini günde 25000 Ü bir-iki hafta verilir. Protein bakimindan zengin beslenme önerilir.

VITAMIN D: RASITIZM
Kemiklerde kalsiyum ve fosfor dengesini düzenler. Huzursuzluk, bas terlemesi, kasinti, uyku bozukluklari, ileriki asamalarda kas güçsüzlügü (Özellikle karinda kurbag karni) ,kafatasinda yumusama, asimetri, büyümüs bingildak, kafatasi büyüklügü ve geciken bingildak kapanmasi , dislerin geç çikmasi, dis çürümeleri, dis minesi bozukluklari, kaburgalarda kemik – kikirdak bilesiminde rasitik tesbih taneleri, güvercin gögüsü, harrison olugu, uzun kemiklerin bükülmesi, kemiklerde çabuk kirilmalar sirt kemiginde egrilikler, kalça kemiginde deformiteler görülebilir.En büyük sebebi yetersiz alinim ve az güneslenmedir.
Korunmak için 1 yasina kadar günde 400-800 Ü Vitamin-D, 2 yasin sonuna kadar günde 0,25 mg flor, 3 yasin sonuna kadar günde 0,5 mg flor verilir.Eger içme suyunda flor 0,3 mg/lt den fazla ise ek olarak flor verilmez.(Dis minesinde leke yapma tehlikesi)

E VITAMINI
Metabolik hizin çok arttigi okul ve ergenlik çaginda zararli maddeleri temizleyici etkisi vardir.Eksikliginde hemolitik anemi, ödemler (vücutta sivi toplanmasina bagli sislikler) görülebilir.
VITAMIN K
Nomal durumlarda barsaklardaki bakteriler tarafindan yapilir. Pihtilasma faktörlerinin sentezi için gereklidir. Eksikliginde kanamalarda artis (diseti, yaralar, burun, mide- barsak sistemi kanamalari vs.)
VITAMIN B1: THIAMIN
Büyüme döneminde sinir sisteminin gelisimi ve hizli metabolizma için B1 vitaminine ihtiyaç vardir. Özellikle gelismis ülkelerde besinlerin asiri kaynatilmasi içindeki B1 vitamininin büyük ölçüde yitirilmesine neden olur. Eksikliginde kusma, istahsizlik, huzursuzluk, nefes almada zorluk, kalp çarpintisi, morarma, kalp yetmezligi, merkezi sinir sistemi bozukluklari, emziren annede sütteki thiamin eksikligine bagli olarak bebekte görülen kalp yetmezligi, ses kaybi, görme refleksi eksikligi ile karakterize infantil beriberi hastaligi görülebilir

Çocugunuzu Güneşten Korumanın Yolları…

Salı, 15 Haziran 2010

Güneşten korunmanın en iyi yolu örtünmektir. Elinizi çocuğunuzun kıyafetinin altına soktuğunuzda elinizi görmemelisiniz. Çok sıcak değilse ve çocuğunuzu rahatsız etmeyecekse…

En iyi korunma yolu örtünmek:

Güneşten korunmanın en iyi yolu örtünmektir. Elinizi çocuğunuzun kıyafetinin altına soktuğunuzda elinizi görmemelisiniz. Çok sıcak değilse ve çocuğunuzu rahatsız etmeyecekse uzun kollu ve uzun paçalı giydirin ki güneş tenine doğrudan temas etmesin. Süt çocuklarının korumasında güneş şemsiyesi de kullanılmalıdır. Güneş koruyucu kremler ise 6 aylıktan küçük çocuklara sürülmemeli.

Plaja değil oyun saatine dikkat:

Güneşin dik gelmeye başladığı saatler olan sabah 10.00 – 10.30’- dan ikindi saat 16.00’ya kadar güneşten sakının. Yine de bu saatler arasında güneş altında kalacaksa; bahçede bile oynayacak olsa, güneş kremlerini sürün. Unutmayın, güneş yanıklarının çoğu plajda değil günlük oyunlar sırasında olmaktadır! .

Güneş kremi kullanın:

Güneş kreminde en önemli nokta, UV ışınlarından koruma derecesi. Kremlerin kutusunda yazılı olan SPF (sun protection factor) yani ‘güneş koruma faktörü’, 15 ve üzerinde olmalı. 6 ayın üzerindeki çocuklara en az 15 koruma faktörlü güneş kremi uygulanmalı. Hem UVA hem de UVB ışınlarına karşı koruma sağlayan güneş kremleri kullanılmalı.

Yarım saat önce sürün:

Yeterli koruma başlaması için dışarı çıkmadan en az 30 dakika önce güneş kremi sürülmelidir. Burun üstü, kulak kepçeleri, ense, omuz ve ayak sırtı gibi bölgeler unutulmamalıdır. 2 saatte 1 uygulama tekrarlanmalı.

100’de yüz UV filtreli olsun:

Uzun süre güneşte kalma durumunda kornea hasarı ortaya çıkabilir. Gözdeki hasar zamanla birikici olup katarakt ile sonuçlanabilir. Bunun için gözleri korumak gerekir. Renkli plastik camlı gözlükler sahte bir korunma hissi yaratır. Gerçek korunma için yüzde 100 UV koruma ibaresi olan UV filtreli gözlükler kullanılmalı

BebekLerde Obezite!

Salı, 15 Haziran 2010

Çocuklardaki şişmanlığın temelinde, öncelikle beslenme, kalıtım, hormonal durum, yaşam tarzı (hareketsizlik) ve psikolojik etmenler yer almaktadır.

• Büyüme hormonundaki yetersizlik, endojenik obeziteye neden olmaktadır.
• Hipotroidizm, obez çocuklarda genellikle görıilen bir rahatsızlıktır.


• Hipotroidizm, beraberinde konstipasyon, üşüme, deri kuruluğu ve kızlarda adet düzensizliği gibi problemleri de beraberinde getirmektedir.
• Hiperkortizolizm ise bir diğer obezite nedenidır.
• Çocuklarda büyüme geriliğinin kilo alımı etkisi bulunmaktadır.

• Çocuklarda obezite ile birlikte trigliserit seviyesi yükselir, HDL düşer, kan basıncı yükselir, akne ve deri problemleri gözlenir, fazla kilo taşıdıkları için ortopedik problemler yaşanır.
• Hareketsiz yaşam süren, boş zamanlarını bilgisayar veya televizyon başında geçiren, spor ve egzersize yer vermeyen çocuklarda da şişmanlık yüksek oranda görülmektedir.
• Bunun yanında, televizyon karşısında atıştırılan yüksek kalorili yiyecekler de bu orana ivme katmaktadır.

• Çocuklar yapısalolarak yetişkinlere göre daha duygusal yapıda olduklarından, aile ve çevrelerindeki olumsuz her türlü etmen onları etkilemektedir.
• Içe dönükilik, iletişim eksikliği, arkadaşlarıyla olan ilişkilerinde veya derslerinde başarısızlık, asi davranışlar, şişman çocuklarda gözlenen genel davranışlardandır.

Bebeklerde Sarılık..

Salı, 15 Haziran 2010

SARILIK : Yenidoğanların birçoğu ikinci veya üçüncü günde sarılaşmaya başlar. Kafadan başlayan ve ayak parmaklarına kadar yayılan sararma kandaki biluribinden kaynaklanır ve gözlerin beyaz kısımlarını bile tutabilir. Oksijen taşıyan kırmızı kan hücrelerinin normal yıkım ürünlerinin sonuncusu olan biluribin genelde kan dolaşımından uzaklaştırılır, karaciğerde işlemden geçirildikten sonra böbrekler kanalı ile atılır.

Ancak yenidoğanlar olgunlaşmamış karaciğerlerinin kaldıracağından fazla miktarda biluribin üretirler. Sonuç olarak biluribin kanda birikir ve normal veya fizyolojik dediğimiz sarılığı oluşturur. Fizyolojik sarılıkta sararma bebeğin yaşamının ikinci veya üçüncü gününde başlayıp ve bebek bir haftalık veya on günlük olduğunda azalır. Böbrekleri daha az olgunlaşmış olan premature bebeklerde sararma daha da geç başlar (genelde 3-4. günde) ve daha uzun sürer.

Fizyolojik sarılık daha sık oğlan bebeklerde, doğumdan sonra çok kilo kaybeden bebeklerde, anneleri diabetik olanlarda veya yapay sancı ile doğurulan bebeklerde görülür. Bazen doktor fizyolojik sarılığı olan bebeği gözlem ve tedavi amacı ile bir süre hastanede tutmak isteyebilir. Çoğu zaman, biluribin düzeyleri gittikçe azalır ve bebek problemsiz evine döner.

Patolojik sarılık yani ciddi bir hastalığı ifade eden sarılık nadir görülür. Fizyolojik sarılıktan daha geç yada doğuşta görülür ve kan biluribin düzeyleri çok yüksek seyreder. Doğumda yada ilk günlerde görüldüğünde kan gurubu uyuşmazlığından (anne ve bebeğin Rh faktörleri farklı) kaynaklanan hemolitik hastalığı gösterir. Daha sonra (genelde doğumdan sonraki iki hafta içinde) görülen sarılık karaciğerin çalışmasındaki bozukluktan kaynaklanır.

Patolojik sarılık genelde kalıtsal olan kan veya karaciğer hastalığı gibi nedenlerle ve intrauterin (rahimiçi) ve yenidoğan enfeksiyonları ile oluşabilir. Anormal derecede yüksek biluribin düzeylerini normale getirmek için uygulanacak tedavi bu maddenin beyinde birikerek kernikterus adlı bozukluğun önlenmesini sağlar. Kernikterus ciddi bir hastalıktır ve beyin hasarı, hatta ölüme yol açabilir.

Hafif fizyolojik sarılık genelde tedaviye ihtiyaç duymaz. Daha ağır olgular UV ışığının kullanıldığı fototerapiyle etkili bir biçimde iyileştirilir. Tedavi sırasında gözleri ışından zarar görmemesi için kapatılır ve vücutları çıplaktır. Ayrıca çok fazla sıvı kaybettikleri için bebeğe dışardan sıvı verilir.

Patolojik sarılığın tedavisi nedenine göre yapılır fakat bunda da fototerapi, kan transfüzyonu ve ameliyattan faydalanılabilir. Ayrıca biluribin (sarılığa neden olan ve kanda biriken madde) üretimini engelleyen ilaçda tedavide kullanılabilir. Daha büyük çocuklarda sarılık kansızlık, karaciğer enfeksiyonu veya karaciğerin yeterli çalışmadığını gösterir ve mümkün olduğu kadar çabuk doktora başvurmalıdır.